Her Yerde Bir İclal Var
Çok güzel bir kızdı İclal.Teni beyaz,gözleri altın renginde ve fiziği mükemmeldi.İclal beş altı yaşlarındaydı İstanbul’a geldiklerinde.Artık on sekizindeydi.Babası şimdi oturdukları mahallede borç harç bir gecekondu yapmıştı.Beş çocuklu ailenin üçüncüsüydü İclal.Bir abisi,bir ablası iki de kız kardeşi vardı.Bir tekstil atolyesinde çalışıyordu İclal.
İclal,ne çalıştığı iş yerinde ne de oturdukları mahallede diğer yaşıtlarına pek benzemiyordu.İçine kapanık sayılırdı ama kanaatkardı aynı zamanda.Yaşıtlarının istekleri her zaman abartılı gelmişti ona hatta atolyedeki bir kız televizyondaki bir yarışmaya katılmak istemiş ailesinden yediği dayak sonrası bir mektup bırakıp kaybolmuş bir daha haber alınamamıştı.Tek sırdaşı ve tek dostu kendi gibi sakin her şeyini paylaştığı en samimi arkadaşı Canan’dı.
Canan,hem aynı mahalledendi hem aynı işyerinde çalışıyorlardı.İclal ile Canan’ın en büyük keyifleri ve lüksleri mahallelerinde kurulan semt pazarından ucuz kıyafetler almak pazar günleri ise pastaneye gidip birer tatlı ardından parkta çekirdek çitleyip sohbet etmekti.
Son bir aydır bir tuhaflık vardı İclal’de.Canan bir şeyler olduğunu seziyor ne kadar sıkıştırsa İclal’in ağzından bir tek kelime alamıyordu.Bir aydır pastahane oturması ve park sohbetleri de gerçekleşmiyor İclal her seferinde bir bahane buluyor ve gelmiyordu.Bir gün İclal işe gelmedi o gece eve de gelmemişti.Ailesi karakola başvurdu.İclal sanki yer yarılmış içine girmişti.Hiç bir mektup not bırakmamıştı ve ailesini hatta en yakın arkadaşı Canan’ı bile hiç aramamıştı yaklaşık bir buçuk yıldan beri.
Canan’ın ara sıra kafası takılıyordu bu kaybolmaya.Hem bu yitip gitmeye bir anlam veremiyor hem İclal kaybolmadan önce tuhaf hareketlerinden bir anlam çıkaramadığı için kendini suçluyordu.
Canan bir akşam işten dönüyordu son model bir araba durdu yanında ön cam açıldı ve tanıdık bir ses “atla bakalım seni gezdireyim”dedi.Canan arabanın içine eğilince bembeyaz kesildi direksiyonda sapsarı saçları üzerinde çok şık ve pahalı olduğu belli olan bir kıyafet azımsanmayacak değerde takılar bulunan İclal’i hemen tanıdı ve arabaya bindi.İki arkadaş sarmaş dolaş oldular hasret giderdiler İclal arabayı hızla sürdü.
Çok pahalı bir restoranta benziyordu geldikleri yer Canan ancak dizi filimlerde böyle yerler görmüştü yadırgadı çekindi önce ama arkadaşı “Canan rahat ol buraya her gelen senin benim gibi insan aldırma sağına soluna”dedi.Canan’ın içi içini yiyordu aslında hem hala üzerinden şaşkınlığını atamamış hem bir an önce İclal’in öyküsünü dinlemek istiyordu.
Ve İclal anlattı,”bak Canan biliyorum bana kızgınsınız hele sen en samimi arkadaşımdın hala da öylesin.Ama senden bile saklamam gerekiyordu.Bu gün işyerinin oradan tesadüfen geçmiyordum sana geliyordum dedi.Önündeki biradan bir yudum aldı devam etti,”Canan bundan üç yıl önce işyerine başladığımdan itibaren herkesin gözü üzerimdeydi,çalışanlar sıkıştırıyordu bir yandan,bir yandan usta başlar, bir yandan patronu ve oğlu beni her fırsatta sıkıştırıyorlar her türlü vaatlerde bulunuyorlar ve benimle birlikte olmak istiyorlardı hep direndim bazı olaylara da sen şahitsin zaten senden bu kayboluşumun dışında hiçbir şey saklamazdım”.
Bir sigara yaktı gözleri bir an buğulandı uzaklara daldı ve devam etti”hatırlarmısın sen hastalandın üç gün işe gelmedin işte o günlerde lüks bir arabayla yakışıklı bir çocuk dadandı bana, iki gün tüm ısrarlarına rağmen bir yerlere gitme teklifine hayır dedim üçüncü gün lüks restoranta gittik daha sonraları hafta sonları görüştük beni seviyor sandım evlenecektik ve ona kaçtım.İki ay sonra sıkıldı benden eve mahalleye dönemezdim artık dönmezdim de zaten.Şimdi babasının bir arkadaşının metresiyim adam altmışında hayli zengin ve bir dediğimi iki etmiyor.Canan gözleri yaşarmış vaziyette eliyle sözünü kesti arkadaşının “benim anlamadığım”dedi “kafamın almadığı sen lükse paraya pula meraklı değildin neden o çocuk bıraktıktan sonra dönmedin mahalleye önceleri biraz başın ağrırdı ama zamanla normale dönerdiniz şimdi yaşlı bir adamın metresi olmuşsun ben bunu sana bir türlü yakıştıramıyorum senin ve benim hayattan beklediklerimizin daha farklı şeyler olduğunu sanıyordum”değince İclal’in gözlerinden gözyaşları sel gibi akıyordu titreyen ve acı içinde fısıltıyla şöyle dedi Canan’a; “arkadaşım o mahalle,o işyeri eni sonu beni batağa atacaktı ben sadece tercihimi pahalı bir batak için kullandım”.
Ağıt (vatan Sağolsun!!!)
Hanife hanım o gün çok mutluydu.Evin içinde dört dönüyordu.Oğlu ne zaman gelecekti acaba?Kalbi bir deniz gibi her saniye kabarıyordu.Ah bir an önce kapı çalınsaydı da bitseydi bu işkence.Ona doyasıya sarılmayı planlıyordu.Öpecekti,öpecekti ve öpecekti.Koklayacaktı sonra asker evladını.Bağrında bir ömür saklayacaktı.Hep kollayacaktı.Onun için yaşayacaktı.
Namazını kıldı.Seccadeyi katladı ve sehpanın yanına özenle yerleştirdi.Evdeki herşey ve heryer çok temiz ve düzenliydi.Oğlu için bayram temizliği yapmıştı.”Misler gibi evde ağırlanmak onun hakkıdır.”diyordu içinden.
Oturma odasındaki saat on ikiyi vurdu.Ama hala bir ses yoktu.Hanife hanım telaşlanmaya başladı.Korkuyordu.Terörden,çatışmadan ve ve en çok da oğluna bir şey olmasından korkuyordu.Televizyonun düğmesine usulca bastı kırışmış o yorgun parmaklarıyla.Açtı ardından hemen karşıdaki kanepeye oturdu.Haberler başlıyordu.Spiker konuştu,konuştu,konuştu.Bir dizi haber uzadı gitti.Hanife hanımın gözleri puslanmaya başladı.Sonra tam spiker haberleri bitiriyordu ki bir son dakika haberi yetişti stüdyoya.Hanife hanımın yüreği ağzındaydı.Ha çıktı ha çıkacaktı.Spikerin ağzından döküldü zehir gibi cümleler.Saplandı yaşlı kadıncağızın göğsüne.
“Kars`ın Kağızman ilçesinde güvenlik güçleriyle PKK`lı teröristler arasında çıkan çatışmada bir onbaşı şehit oldu, bir er de yaralandı.
Edinilen bilgiye göre, güvenlik güçleri, gece Kağızman ilçesi Çemçe Dağı`nda sürdürdükleri operasyonda bir grup teröristle karşılaştı. Çıkan çatışmada Piyade Onbaşı Ahmet Kanak ile Piyade Er Haydar Canöz yaralandı.
Helikopter ile Erzurum`a gönderilen yaralılardan Kanak`ın yolda şehit olduğu, Canöz`ün ise tedavisinin sürdüğü bildirildi.
Şehit Onbaşı Kanak`ın bugün memleketi olan Artvin`e gönderileceği öğrenildi. ”
Hanife hanımın kulağının dibinde bir mayın ası patlamıştı.Duymuyodu hiç bir şey.
Gözleri dalmıştı uzaklarda bir yerlere.
Sonra dudakları kımıldadı usulca.İncecik ama incecik öyle içten “OĞLUMMM!!!” dedi.
Bağırmadı.Ağlamadı ve kendini bir çılgın gibi oradan oraya savurmadı.
Kapı çaldı sonra.Kalktı ve açtı Hanife Hanım.Kapının önünde üniformasıyla ihtişamlı bir subay duruyordu.”Başımız sağolsun ANANCIĞIM.”dedi kalın ve tok sesiyle.Hanife Ana subaya sarıldı.”Vatan sağolsun OĞLUM.”
Yazının devamı şiir şeklindedir.
Ağıt değildir bu
Bir ana oğlunu yitirir.
Bir kadın kocasını
Bir evlat babasını yitirir.
Yürekler yaralıdır.
Ama Oğullar bitmez.
Ve taş koyarlar içlerine
O eli öpülesi analar.
Her zaman
Silah tutan biri vardır.
Uzaklarda
Onun gözleri şahininki gibidir.
Yüreği aslanınki gibidir.
Bedeni çürür ama
ruhu diridir.
Ağıt değildir bu.
Bir yürek özünü yitirir.
Dil sözünü yitirir.
yollar izini yitirir.
Gözyaşları süzülür.
Okşar yanakları
Alev gibi sıcaktır
Bu toprak
Her daim ölümüne
KORUNACAKTIR.
uzun zamandır Kulağımın içi kaşınıyordu.Felaket.
Önce azar azar başlıyor kaşıntı, geceleri. Sonra artıyor.Kaşımak da bir zor ki kulağın içini,Bir türlü geçmiyor.”Ne yapsam acaba?” diyorudum. Günler geçtikçe daha da arttı.Doktora gitmeye karar verdim. Arkadaşlarıma sorudum.
Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?” diye. “N’oldu ki?” diye sordu arkadaşlarım. “Kaşınıyor kulağım” diyorum. “Uyuyamıyorum geceleri, kulak kaşınmasından!” Bir doktorun adını verdiler fakülteden. Çok iyi doktordur” dedi. “Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir.” randevü aldım hocadan dün gittim muayneye.Gözlüklü, yaşlı, hafif göbekli şirin bir hoca. Elinde bir büyüteç, kulağıma baktı. Şaşırdım önce. “İçinde kaşıntı var” diyorum
“Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?” “Yok” diyor, “Ben çoktan anladım ne olduğunu da,
şimdi daha iyi görmek için bakıyorum.” “Nedir?” diyorum doktora. “yalan sözler kaçmış kulağınıza” dedi. “Nasıl yani?” dedim.
“Kimin sözleri?” “Bakacağız” diyor. Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor. “Yan durun. Kıpırdamayın” dedi bana. Biraz irkildim doğal olarak. “Eski sözler ve yalanlar” diyor, “Ha?” diyorum.Cımbızın ucu kulağıma girince canımı acıtmıyor nedense.”Bir bay sesi bu” diyor. Sanki bir uğultu duyuyorum. Cımbızı çıkarıyor kulağımdan. “Yalan kaçmış kulağınıza!” diyor doktor. Yalana bakıyorum. Küçücük bir şey gibi gözüküyor. “Vay be! aylardır kulağımı kaşındıran bu muymuş? Hangi yalan peki?” diyorum. “Durun, bekleyin” dedi doktor. “Dikkatli olmamız lazım.
Tekrar kulağınıza kaçabilir. Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.”
Yalanı tüpün içine koyuyor.Kapağını da kapıyor tüpün.Serbest kalıyor yalan. “Seni seviyorum” diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden. “Yalanmış ha?” diyorum.
Kulağım bile anlamış, kalbim anlamamış…![]()
Not: aLıntıDır PayLaşmak İsDedim SizLerLe


barış






22 Temmuz 2008
Süper OLmuşş YıLdız!ımmmm YaLan SewqiLer yaLan SözLer YaLan İnsanLar
ELLerine SaqlIq!!!